Sağlık ve şeker işte bu ikili arasında dinmeyen bir gerginlik olduğu kaçınılmaz bir gerçek.

Şeker, sağlıklı yaşam ile olan ilişkisinde kötü adam rolünü üstlenmişe benziyor. Dünya genelinde yapılan araştırmalar sonucunda; erken yaşlanma, kardiyovasküler rahatsızlıklar, obezite ve en önemlisi kanser hastalığının şeker ile ilgili bağlarını kanıtlayan raporlara rastlayabilirsiniz. Bu tür medikal araştırmalar dünyada bir çok sağlık uzmanının önerilen şeker alımının azaltılması hatta çoğu sağlık uzamanının ise tamamen diyetimizden çıkarılması konusunda uyarılarda bulunmasına sebebiyet veriyor. Ancak şeker gerçekten sağlığımız için bu kadar korkutucu etkilere sahip mi? Sizin için araştırdık.

Basitçe tanımlamak gerekirse, şeker, gıdaları tatlı kılan kristalimsi bir karbonhidrattır. Glikoz, fruktoz, laktoz, maltoz da dahil olmak üzere birçok farklı şeker türü olmakla beraber – en çok kullandığımız hali ile sakaroz her kahvaltı masasında bulunan çaya-kahveye bocaladığımız şeker türüdür.

Şekerlerin bazıları, örneğin glikoz, fruktoz ve laktoz, meyveler, sebzeler ve diğer gıdalardaki doğal şekerlerdir.

Ancak tükettiğimiz gıdaların çoğunda ‘eklenmiş’ şeker olarak tanımladığımız tatlandırıcılar mevcuttur.

‘Eklenmiş’ şeker ve etkileri?

Bu şeker türleri, gıda firmaları tarafından ürünün tadını arttırmaya yönelik yapılan veya evde ‘kek dediğin tatlı olur’ mantalitesi ile kullanımını yükselttiğimiz şeker grubudur. İşte tamda bu noktada sağlık ile ilgili negatif etkileri sağlık uzmanlarının dikkatini çekmişe benziyor.

Eklenen şekerlerin en yaygın kullanıldığı raf ömrü uzun gıdalara örnek alkolsüz içecekler, kekler, çikolatalar, meyve suları ve her türlü tatlılardır. Ve rakamlar ile örneklerin değerlendirmesini yapmak gerekir ise; ortalama bir kalıp çikolata 6 yemek kaşığı şeker içerebilirken, bir kutu kola 7 yemek kaşığı şeker içerebiliyor. (80 gr ile 100 gr arası)

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO), American Journal of Clinical Nutrition‘da  yayınladığı 2013 tarihli bir çalışmada, şekerli içeceklerin tüketiminin hem çocukluk hem de yetişkinlerde obezite artışı gösterdiği saptanmıştır. Bunun yanısıra The Guardian dergisi doktor Lustig ile yaptığı bir röportajda, gıda

üreticilerinin raflarda bolca şeker içeren ürünlere yer vermesinin tek sebebi olarak şekerin alışkanlık yapıcı özelliğine işaret ediyor. Şekerin, Morfin gibi kişinin üzerinde kurduğu bağlayıcı özellikten çokta farkı olmadığını ekliyor.

Kısaca özetlemek gerekirse, önerilen şeker alımı doğada bulunan şekerler ve eklenmiş şekerler olarak aynı başlık altında değerlendirildiğinde günlük kalori alımının sadece %10’u kapsaması gerektiği sonucuna ulaşıyoruz. Bunca araştırmaya ve açıklamaya rağmen yinede sağlıklı bir bireyin şekeri diyetinden tamamen çıkarması önerilmiyor. Birde tükettiğimiz onca gıdanın doğal olarak şeker içerdiğini düşünüldüğünde bu zaten neredeyse imkansız bir hedefe dönüşüyor ve araştırmamıza

Biyokimyacı Leah Fitzsimmons’ın sözleri ile noktalıyoruz

‘…meyveler, sebzeler, süt ürünleri, yumurta ve kabuklu yemişlerde doğal şeker barınmaktadır ve bu gıdaların diyetten çıkarıması halinde elde et ve yağdan başka bir besin kaynağı kalmıyor ve sonuç olarak bu tür bir yöntem asla sağlıklı bir eğilim olamaz.’

Sizler için yaptığımız kısa araştırma sonucunda raf ömrü uzun şekerli gıdaların tüketiminin (çikolata, dondurma, paketli kekler v.b. ) azaltılması gerektiği ve sağlıklı bir yaşam için doğal şeker olarak tanımlanan meyve, süt yumurta gibi gıdaların ise kontrollü ve günlük kalori miktar aşımı yapılmadan tüketilmesi gerektiği kanısına varıyoruz.

Sağlık ile kalın.

Eleven Athletics

 

Kaynaklar

http://openheart.bmj.com/content/1/1/e000167

https://www.medicalnewstoday.com/articles/288088.php

https://nutrition.org/publications/the-american-journal-of-clinical-nutrition/